Editörden
TRSAYAÇ’ın bu ay ki köşe yazarları arasındaki isimlerden bahsetmeden önce, tüm ülkemizi ilgilendiren su ile ilgili önemli bir gelişmeden söz etmek istiyorum. Havadan sudan der geçiştirdiğimiz başlıca konuların değişmez aktörü su; ne zaman azalmaya başladı o zaman suyun değeri anlaşıldı. Türkiye’nin çok uzun zamandır ihtiyacı olan ve üzerinde bundan sonra da bol bol konuşulacak olan Yeraltı suyu Ölçüm Sistemleri Yönetmeliği yayımlandı.
Şu anda bölgesel farklılıklar olmakla birlikte suyun yeterli olduğu söylenebilir. Ancak planlanan gelişmeler, nüfus artışı, tarım ve sanayi yatırımları göz önüne alındığında, 2030 yılına kadar toplam su potansiyelinin neredeyse tamamının içme suyu, tarım ve sanayi arasında paylaştırılmasında büyük sorun çıkacağı görülüyor. Su kaynaklarımızın ihtiyacı karşılaması açısından yakın gelecekte başlayacak olan sorunlar her geçen yıl çoğalan nüfusa paralel olarak artacaktır. Bunun sonucunda bazı bölgelerimizde aşırı su kıtlığı, buna bağlı üretim düşüşü ve belki de göçler başlayacaktır.
Günümüzle 1950'li yılları kıyaslayacak ve nasıl farklar var diye soracak olursak, su rezervlerinin yüzde 15 ila 30 oranında yok olduğu gerçeğiyle yüzleşeceğiz. 2009’dan 40 sene sonra bizi neler bekliyor? Bu sevimsiz sorunun yanıtı ise ne yazık ki şöyle: Su gereksinimimiz şimdikinden yüzde 50 fazla olacak. İklim değişiklikleri su rezervlerini de olumsuz etkilediğinden, ortaya çıkan değişiklikler küresel savaşlara yol açacak. Bu durum ise önlem almamız gereken ikinci önemli konu.
Tam bu noktada hiç değilse su miktarımızı korumak ve kayıp oranımızın önüne geçmek, var olan su miktarımızı yıllara göre istatistiksel olarak tutmak, şehirlerin kullandığı veri tabanına sahip olmak daha çok önem taşıyor elbette.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün su varlığımızı korumayı amaçlayan çalışmaları yüzümüzü güldürecek haberler veriyor. Ölçüm sistemlerinin değeri anlaşıldı: ‘ Yeraltı suları da artık kontrol altında.’
Yazının devamı için Ölçübir ile iletişime geçiniz. +90 312 222 47 10-11